Çocukların tüm gelişim alanlarında olduğu gibi matematiksel beceri gelişimleri de yaşamlarının ilk yıllarında şekillenmekte ve gelecek dönemlerde kullanacakları bilgi ve becerilerine yön vermektedir. Yetişkinlerin erken çocukluk dönemindeki çocuklarının matematiksel becerilerini geliştirmek için sistematik bir yol ve yardım bulma arayışları halen devam etmektedir (Karademir, 2017). Artık geleneksel yaklaşımın aksine, bilgiyi bireyin kendisinin yapılandırıp yorumladığı ve sorgulayarak oluşturduğu savunulmaktadır. Tek yönlü pasif biçimde bilgi edinimine dayalı, geleneksel eğitim sistemleri; aslında matematiğin doğasında var olan düşünme, muhakeme etme, bilgiyi kullanma ve transfer etme, sorgulayarak gerçek yaşamla ilişkilendirme gibi becerilerin bütünlük içerisinde verilmesinde yetersiz kalmaktadır. Özellikle bu dönemdeki çocukları ezberciliğe, problemleri sadece belirlenen yöntemlerle adım adım çözmeye teşvik eden bu tür yaklaşımlar, çoğu zaman çocuklardaki düşünme becerilerinin gelişimini kısıtlayarak erken öğrenmelere engel oluştururken var olan potansiyelin de sonuna kadar kullanılmasının önüne geçmektedir. Dalayısıyla tüm bunlar matematiksel becerilerin edinilmesinde önemli güçlüklere neden olmaktadır (NRC, 2005). Oysa ki eğitim sürecinin uygun eğitsel materyallerle desteklenmesi ve geleneksel eğitim sistemlerinden uzaklaştırılarak günlük yaşamla ilişkilendirilmesi çocukların istekleri doğrultusunda keşfederek öğrenmelerine olanak sağlamaktadır. Bu görüş, öğretmen merkezli eğitim yaklaşımının öğrenen merkezli bir eğitim yaklaşımına bırakmasını doğurmuştur (NRC, 2009). Öğreneni merkeze alan bu yaklaşım çocukların karar verebilen, farklı çözümler üretebilen sorumluluk sahibi bireyler olarak yetişmesinde önemlidir.

İhtiyaçları göz önüne alınarak düzenlenmiş ortamlarda çocuklar daha çok deneyim yaşarlar, çevrelerinde olup bitenlere daha çok dikkat ederler, akran grubuna katılarak sosyal etkileşimle özgüvenlerini ve özsaygılarını artırırlar (Karademir, 2017). Çocukların yaş ve gelişim düzeyine uygun, gelişim alanlarını destekleyen, bireysel ve grup içinde öğrenmelerini gerçekleştirecekleri fırsatlar sunan öğrenme ortamları tüm kesimlerden eğitim-öğretim hizmeti alan çocuklar için sağlanmalıdır. Bu bağlamda hangi alanla ilgili olursa olsun eğitim-öğretim sürecinde kullanılan materyaller çocukların, öğrenme sürecinde aktif olmalarını sağlayarak öğrenmeyi kolaylaştırıcı bir rol üstlenmektedir. Öğretmenlerin çocukların ilgi ve ihtiyaçlarını dikkate alarak hazırlayacakları materyal ve ortamlar; çocuklara etkileşim kurma ve tartışma, problemler karşısında yeni çözümler üretebilme, farklı düşünme biçimleri ve stratejileri kullanma, aktif deneyimleyen olma olanağı sunar (NCTM, 2000). Matematik eğitiminde de çocukların anlamlı öğrenmeler yaşamaları sürecin gerçekleştiği ortam ve materyallerin niteliğiyle yakından ilişkilidir. Bu durumda öğretmenlerin çoklu öğretim yaklaşımlarını kullanmaları ve olabildiğince soyut kavramları somutlaştırarak kazandırmaya çalışmaları gerekir. İlgi ve merakı dikkate alan yaklaşım ve uygulamaların, çocukların matematiksel bilgileri yapılandırarak kendilerinin öğrenmesine fırsat tanıdığı bunu yaparken öğrenmeyi zevkli hale getirdiği ve sonraki öğrenmeler için pozitif bir eğilim geliştirdiği söylenebilir (NCTM, 2000). Farklı bir deyişle erken çocukluk döneminde matematik alanına yönelik temel becerilerinin kazandırılması sonraki okul yaşantısında çocuğun matematiğe yönelik ileri becerilerinin oluşmasında ve olumlu tutum geliştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır (Griffin ve Case, 1997; Denton ve West, 2002; Bermejo, Morales, ve deOsuna, 2004; Polat Unutkan 2007; Locuniak ve Jordan, 2008; Rudd, Lambert, Satterwhite ve Zaier, 2008; Jordan, Glutting ve Ramineni, 2010; van Nes ve Van Eerde, 2010; Bekman, Aksu-Koç ve Erguvanlı-Taylan, 2012). Matematiksel kavramların soyut olması nedeniyle, kavram aktarımında somut materyallerin kullanılması kavramların, konuların ve bilginin anlaşılır hale gelmesine destek verdiği için bu yöntem erken çocukluk döneminde oldukça önemlidir. Soyut kavramlara karşılık oluşturulan somut öğrenme ortamları çocukların deneyimleyerek, yaparak-yaşayarak bilgiyi oluşturmalarını sağlayacak fırsatlar sunmalıdır.

Yapılan araştırmalar yaparak-yaşayarak ve doğrudan dokunarak, gözlemleyerek ve hissederek öğrenmenin, çocuklarda kalıcı öğrenmeyi etkilediğini ve somut materyallerle yapılan matematiksel beceri ediniminin önemini bir kez daha ortaya koymuştur (Lawton ve Fowell, 1978; Chary, 2008; Kontaş, 2016; Erdoğan, Parpucu ve Boz, 2017). Araştırmalarda ayrıca matematik kavramları ile ilişkili matematik materyallerinin çocukların matematiği anlamasını kolaylaştırdığı (Lawton ve Fowell, 1978), çocukların matematik ile ilişkili manipülatif materyaller ile zaman geçirmelerinin çocuklarda problem çözme, eleştirel düşünme ve matematiksel öğrenme çıktısında etkili olduğu vurgulanmıştır (Laski, Jor’Dan, Daoust ve Murray 2015). Matematikte manipülatif materyaller kullanan çocukların matematik başarılarında anlamlı düzeyde bir artış olduğu, matematik konularının materyal destekli işlenmesinin öğrenci başarısını anlamlı düzeyde arttırdığı ve matematik tutumlarını olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşan araştırmalar da mevcuttur (Munger, 2007; Ojose ve Sexton, 2009; Tutak, Aydoğdu ve Erşen, 2014). Araştırmalardan elde edilen ortak sonuçlar; matematiğin kendine özgü işaret ve sembollerden oluşan, sayılar ve hesaplamaların yer aldığı, sadece okulda gösterilen bir ders olmadığını gerçekte her yaştan birey tarafından eğlenceli hale getirilerek sevilmesi, keşfedilmesi, somut ve sorgulayıcı deneyimlerle anlamlandırılarak öğrenilmesi beklenen hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir (Griffin, 2004; Young ve Loveridge, 2004). Buna ek olarak, matematiksel ilişkilerin edinilmesini kolaylaştırmak amacıyla oyuna dayalı eğitim materyallerinin eğitim içinde yer verildiği programların ihtiyaç hissedildiği ve oluşturulmaya çalışıldığı görülmektedir (Kamii, 1982, 2000; Moomaw ve Hieronymus, 1995, 1999, 2011). Bunun farkına varan birçok batı ülkesi eğitim sistemi, erken yaşlarda matematik eğitimini daha fazla vurgulayarak kendi matematik eğitimi ilke ve standartlarını belirlemiş, yeni ve daha etkin programlar oluşturmaya çalışmıştır (Young ve Loveridge, 2004; NAEYC ve NCTM, 2002). 2000 yılında ilk olarak National Council of Teacher of Mathematics (Matematik Öğretmenleri Ulusal Konseyi, NCTM), 1989 yılında ilkokul ve ortaokul için geliştirdiği eğitim standartlarını revize ederek okul öncesi eğitim kurumlarının da bu standartlara dahil edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Uygulamalardan alınan sonuçlarla; nitelikli, ulaşılabilir, ilgi çekici, bireyi aktif kılan, yapılandırmacı ve sorgulatıcı matematik eğitiminin özellikle 3-6 yaş çocuklarının gelecekteki matematik öğrenmelerine hayati bir temel oluşturduğu doğrulanmıştır. National Association for the Education of Young Children (Küçük Çocukların Eğitimi Ulusal Birliği), NAEYC ve NCTM ise 2002 yılında bu sonuçlardan yola çıkarak; her okul öncesi sınıf ortamında; çocukların aktif katılımlarının sağlandığı, politikalar ve uygulamalarla desteklenen bir eğitim programının bulunması gerektiğini ve öğretmenlere bu noktada uygun kaynak ile erişim desteği sağlanması gerektiğini kabul etmiştir.